AĞRI
BAROSU
Gezinti Bağlantılarını Atla
 
 
  
 
EkimKasımAralık
PztSalÇarPerCumCmtPaz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930123
45678910
DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BAROLARININ YENİ ANAYASANIN BAZI HÜKÜMLERİNE İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ.
Tarih: 28.04.2013 23:00:00 | Okunma Sayısı: 2392 | | |

DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BAROLARININ

YENİ ANAYASANIN BAZI HÜKÜMLERİNE İLİŞKİN

GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ.

 

                                                                                28 Nisan 2013/Diyarbakır.

Değerli Basın Mensupları;

Yeni, sivil ve demokratik bir anayasa; ertelenemez bir toplumsal ihtiyaç olduğu gibi, aynı zamanda toplumun neredeyse tüm kesimlerinin ortak bir talebidir. Toplumun bu ortak talebinin siyasi bir ifadesi olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) grubu bulunan siyasi partilerin oluşturduğu Anayasa Uzlaşma Komisyonu yeni anayasa çalışmalarını sürdürmektedir. Yeni anayasa yapım sürecinin başlamasından sonra çeşitli tarihlerde bölge barolarımız, gerek anayasa yapım yöntemine ve gerekse yeni anayasanın içeriğine ilişkin görüş ve önerilerini kamuoyuyla paylaşmıştır. Barolarımız bu görüş ve önerilerini sözlü ve yazılı olarak TBMM’ye de sunmuşlardır. Ancak yeni anayasa yapım sürecinin geldiği bugünkü aşama, kimi anayasal düzenlemelere ilişkin gerçekleşen tartışma ve öneriler, yeni bir değerlendirme yapılmasını ve bu çerçevede ortak görüş ve önerilerin sunulmasını gerekli kılmaktadır.

Bilindiği gibi; Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte, Türkiye toplumunun etnik, dinsel, dilsel ve kültürel çeşitliliği yadsınmış;  toplumsal yaşamın hemen her alanı tek bir etnik, dinsel, dilsel ve kültürel kimlikle tektipleştirilmeye çalışılmıştır. Başta Kürt meselesi olmak üzere, bugüne kadar yaşanan bütün sosyo-kültürel sorun ve ihtilaflar, hep bu anlayış ve politikalardan kaynaklanmıştır. Bu nedenle;  dil, din, kültür, vatandaşlık ve devletin temel yapısı gibi esaslı konulara ilişkin anayasal düzenlemelere dair görüşlerimizi tam da bu aşamada kamuoyuyla paylaşmayı tarihi sorumluluğumuzun bir gereği olarak kabul ediyoruz.

 
 

Türkiye’de bugüne kadar geçerli olan kurulu düzenin dışlayıcı ve ötekileştirici politikalarının yarattığı haksızlık ve adaletsizliklerin ve bunların yol açtığı tahribat ve travmaları onarabilmenin, yeni bir başlangıç yapabilmenin ve toplumun bütün farklılıklarıyla birlikte eşit ve özgür bir şekilde yaşamlarına devam edebilmesinin esaslı araçlarından biri de, toplumsal mutabakat temelinde oluşturulmuş anayasalardır. Toplumsal bir sözleşme niteliğinde olan ve toplumun bir arada ve barış içinde yaşamasının temel esaslarını belirleyen ve en üst norm niteliğinde anayasalar, genellikle tarihsel dönemeç noktalarında gündeme gelmektedir. Bu çerçevede, yaklaşık yüz yıllık bir tarihsel derinliği olan ve son otuz yıldır silahlı çatışma içerisinde varlığını devam ettiren Kürt meselesinin kalıcı ve barışçıl çözüm arayışı ile yeni anayasanın yapım sürecinin paralel bir şekilde gelişmesi toplumumuza tarihi bir fırsat sunmaktadır.

Bu tarihi fırsatı değerlendirmek ve her iki sürece yapıcı destek sunmak isteyen biz Doğu ve Güneydoğu Baroları, tarihi sorumluluğumuzun bir gereği olarak, yeni anayasanın kimi hükümlerine ilişkin görüş ve önerilerimizi aşağıdaki şekilde kamuoyuna sunuyoruz.  

I- Anayasaların temel felsefe ve ilkeleri, genellikle anayasaların “başlangıç” bölümlerinde yer almaktadır. Başlangıç bölümleri bulunmayan anayasalar olmakla birlikte, birçok ülkenin anayasasında başlangıç bölümleri yer almaktadır. Özellikle, uzunca bir süre yaşanan çatışmalı ortamların yarattığı toplumsal dram ve travmaların yaygın ve yoğun olduğu toplumlarda, toplumsal barışı tesis edebilmenin ve barışçıl birlikteliğin normatif çerçevesini çizebilmenin bir gereği olarak hazırlanan anayasaların başlangıç bölümlerinde;  geçmişte yaşanan adaletsizliklere vurgu yapıldığı, bir daha aynı uygulamaların yaşanmayacağına dair toplumsal irade ve kararlılığın ifade edildiği ve yeni dönemin temel değer ve ilkelerine yer verildiği bilinmektedir. Türkiye toplumunun bir parçasını oluşturan başta Kürtler olmak üzere, bugüne kadar dışlanan ve ötekileştirilen çeşitli toplumsal kesimlerin - yaşanmışlıklardan kaynaklanan nedenlerle - anayasaya ve anayasal düzene karşı derin bir güvensizlik duygusuna sahip oldukları gerçeği dikkate alındığında, yeni anayasanın başlangıç bölümünde böyle bir ifadeye yer vermenin ne denli elzem olduğu, kamuoyu tarafından takdir edilecektir.

 
 
 
 
 

Yeni anayasanın başlangıç bölümü, yaşanan tarihi haksızlık ve adaletsizliklere vurgu yapmanın yanı sıra,

her türlü etnik, dini, ideolojik ve kültürel referanstan da arındırılmalıdır. Bu amaçla; Parlamentoda çoğunluğu bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)  ile Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP)  “başlangıç” bölümüne ilişkin Anayasa Uzlaşma Komisyonuna sundukları metinler birleştirilerek yeniden kaleme alınmalıdır. Barolarımız, yeniden kaleme alınacak metinde; “….Türkiye toplumunun farklı dil, din, inanç  ve kültürlere sahip topluluklara yapılan haksızlığın bir daha yaşanmayacağı inanç ve kararlılığını ifade eden biz Türkiye halkı…” şeklindeki bir ifadeye yer verilmesinin doğru olacağı kanaatindedir. 

 

II- Türkiye, farklı dil, din, inanç ve kültürlere sahip bir toplumsal yapıya sahiptir. Son olarak yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de etnik kimliğini “Kürt” olarak tanımlayan 15 milyona yakın bir topluluk bulunmaktadır. Bu büyüklükte olmazsa bile, farklı etnik özelliklere sahip ve farklı diller konuşan başka topluluklar ve vatandaşlarımız da bulunmaktadır.

Bu nedenle; Türkiye Cumhuriyetinin resmi dili Türkçe olmakla birlikte, diğer diller de anayasal güvenceye kavuşturulmalı, toplumun ihtiyaçları gözetilerek bu dillerle de kamu hizmetlerinin sunulmasını mümkün kılacak bir anayasal düzenleme yapılmalıdır. Bu amaçla; yeni anayasanın ilk maddelerinde önerilecek olan “Türkiye Cumhuriyetinin resmi dili Türkçedir.”  ibaresinin devamına, “…diğer resmi diller de anayasanın koruması altında olup, diğer resmi dillere ilişkin hususlar kanunla düzenlenir.” ibaresi eklenmelidir.

III- Yeni anayasada, devletin “cumhuriyet” olan şekli ile “demokratik” ve “insan haklarına dayanan” niteliği dışında değiştirilemeyecek hükümlere yer verilmemelidir.  Özellikle, yürürlükteki Anayasada yer alan, “Atatürk ilkeleri ve inkılapları” , “laiklik” ve “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” gibi, bugüne kadar toplumun farklı kesimlerinin hak ve özgürlük taleplerini bastırmada ve sınırlamada referans norm olarak kullanılan kavramlara değiştirilemez hükümler arasında yer verilmemelidir.

 Barolarımız; “demokrasi”, “insan hakları” ve “hukuk devleti” gibi temel evrensel değer ve ilkelerin, bireylerin din ve vicdan özgürlüklerini korumada yeterli güvence oluşturduklarından dolayı, “laiklik” kavramına ayrıca değiştirilmeyecek maddeler arasında yer vermeye gerek bulunmadığını değerlendirmektedir.

IV- Kimi siyasi partilerin Anayasa Uzlaşma Komisyonuna sundukları öneri metinlerinde yer alan ve egemenliği -isim anılarak- tek bir etnik unsura ait kılan teklifler, yeni anayasanın herkesin anayasası olması gerektiğine ilişkin yaklaşımla bağdaşmadığı gibi, eşitlik ilkesi ve kardeşlik hukukuyla da bağdaşmamaktadır. Egemenliğin yegâne kaynağı halkın iradesi ve hukukun üstünlüğüdür. Barolarımız, bu konuda da herhangi bir etnik vurgu yapmadan anayasada “egemenlik kayıtsız ve şartsız halkındır veya milletindir.” şeklinde bir hüküm bulunmasını önermektedir.

 
 
 
 
 

V- Öte yandan yeni anayasadaki “vatandaşlık” düzenlemesi de; etnik atıf ve kavramlar içermemelidir. Nüfusun daha büyük bir bölümünü de oluştursa, vatandaşlık, herhangi bir etnik kümenin ismiyle tanımlanmamalı; vatandaşlık tanımı, devletin toplumun belirli bir kesimine ait olduğu anlayışına yol açacak bir nitelikte olmamalıdır. Vatandaşlık tanımı, Türkiye Cumhuriyetinin bütün vatandaşlarını kapsamalıdır. Tek bir etnik-kültürel kesime atıfla yapılacak bir düzenleme, dışlayıcı ve eşitliğe aykırı olduğu gibi, toplumsal barışa da hizmet etmeyecektir.

VI-Başta Kürtler olmak üzere, anadilleri farklı olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının anadilinde eğitim hakkı anayasal güvence altına alınmalıdır. Artık “anadilde öğretim m? anadilde eğitim? Veya anadilinde eğitim veya seçmeli ders mi?”  gibi yapay ve gereksiz tartışmalar bir yana bırakılmalıdır. Anadilleri Türkçe olmayan toplumsal kesimlere yapılan yüz yıllık bir haksızlığın, anayasal düzenleme dışındaki bir formülle çözümü düşünülemez. Anadilinde eğitim gibi temel bir insani hak, anayasal hükümlerin altında bir norma bırakılarak geçiştirilemez. Barolarımız ana dilinde eğitim hakkının kesin ve emredici bir düzenleme şeklinde anayasada yer almasını önermektedir.

Yeni anayasada, “ana dilinde eğitim temel bir haktır. Devlet vatandaşlarının ihtiyaç ve taleplerini gözeterek anadilinde eğitim için gerekli düzenlemeleri yapar.” biçiminde bir hüküm yer almalıdır.

VII- Hâlihazırda devletin siyasi ve idari yapılanması, dünyada örneği kalmamış ölçüde katı merkeziyetçi bir nitelik arz etmektedir. Türkiye’nin sosyal, kültürel ve ekonomik gerçeklerine aykırı bir biçimde salt ideolojik tercihler nedeniyle oluşturulan bu katı merkeziyetçi yapı, çağımızın demokrasi anlayışına aykırı olduğu gibi, Türkiye’nin gelişim dinamiklerine ve çağdaş yönetim tarzına da aykırılık arz etmektedir. 

Bu nedenle;  ülkenin coğrafik ve bölgesel sosyo-kültürel yapısı da dikkate alınarak, bölgesel yönetimlerin oluşturulmasını ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesini öngören bir âdemi merkeziyetçi sisteme geçilmelidir. Böyle bir yapılanma; kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sunulmasına,  yerel demokrasinin güçlendirilmesine, demokratik siyasal kültürün yaygınlaşmasına hizmet edeceği gibi, Kürt meselesinin çözümüne katkı sunacaktır. Bu amaçla bir an önce Avrupa Yerel Özerklik Şartına konulan çekinceler kaldırılmalı, bu Şartta yazılı olan ilkelere uygun bir düzenlemeye yeni anayasada yer verilmelidir.

VIII- Türkiye toplumu etnik, dilsel ve kültürel açısından çeşitlilik arz ettiği gibi, din ve inançlar bakımından da zengin bir dokuya sahiptir. Toplumun bu zengin inanç dokusu gözetilerek, bütün din ve inançlar karşısında devletin mutlak tarafsızlığı sağlanmalıdır. Demokrasinin temel ilkelerinden biri olan çoğulculuk, devletin dinler ve inançlar karşısında eşit mesafede bulunmasını, bunlardan herhangi birinden yana ya da ona karşı bir tavır içerisinde bulunmasını yasaklar. Toplumsal barışın sağlanmasında hayati öneme sahip olan bu ilke, yeni anayasada açıkça ifade edilmelidir.

Değerli basın mensupları;

Barolarımız; birkaç ay önce başlatılan, 21 Mart Newroz Bayramı etkinliği sırasında Diyarbakır’da kamuoyuna da duyurulan;  Kürt meselesinin barışçıl çözümüne ilişkin gelişmeleri büyük bir ilgi ve memnuniyetle izlemektedir. Silahların susmasından sonra, birkaç gün önce açıklanan silahlı güçlerin çatışma alanlarını terk ederek Türkiye sınırlarının dışına çıkacağı kararını, somut ve tarihi bir adım olarak görmekteyiz.  Bu sürecin selametle ve tek bir insanımızın yaşamına mal olmadan tamamlanması için başta devlet yetkilileri ve kamu görevlileri olmak üzere ilgili herkesi iyi niyet ve sorumluluk içinde hareket etmeye davet ediyoruz.

Başta siyasal partiler olmak üzere, toplumun tüm kesimlerini, ideolojik ve politik mülahazaları bir yana bırakıp, bu tarihsel sürecin sorumluluğuna uygun olarak sürece katkı sunmaya, Türkiye’nin toplumsal barışına omuz vermeye davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygıyla sunuyoruz.

 

Adıyaman Barosu - Ağrı Barosu – Batman Barosu - Bingöl Barosu

Bitlis Barosu - Diyarbakır Barosu -Hakkâri Barosu- Kars Barosu

Mardin Barosu - Muş Barosu - Siirt Barosu - Şanlıurfa Barosu

Şırnak Barosu - Van Barosu

 

24.11.2017 Cuma